5 Aralık 2013 Perşembe
Üşüdüm !
İnsanın yaşamak istedikleriyle yaşadıkları arasındaki fark fazla olunca sürekli çökkün bir ruh halinde oluyor sanırsam.Yaklaşık 1,5 senedir sanki emanet bir hayat yaşıyorum. Bir misafirliğe gitmişim de , kıyafetime bir şey dökülmüş evin bir bireyinin çirkin, dar, kısa kıyafetlerini giymek zorunda kalmışım gibi. Hem üzerime yakışmıyor, hem kendi kıyafetimin başına gelen üzülüyorum ancak başka seçeneğim de yokmuş gibi... Tamam mutlu olduğum yerdeyim ama istediğim daha doğrusu hayalini kurduğum yerde değilim.Hayal ettiğim hayatın uzağındayım...Varım ama daha çok yokmuşum, yok olmuşum gibiyim...idim...
Bir süredir amacımı kaybetmiş bir haldeydim. Sahi neden istifa etmiştim? Neden sürekli üzgün hissediyorum? Neden uzman olacağım ki? Neden şu an şu salak fizyoloji kitabı önümde? Kafamda cevaplanmayı bekleyen deli sorular !..
Sıkıldım (sadece bugüne has bir şey değil tabi) ve çarşıya çıktım. Hava da hatırı sayılır soğuktu. Amaçsızca dolandım, iyi de üşüdüm ki üşümeyi severim. Üşüyünce kendime geldim resmen. Yaşadığımı hissettim ki uzun bir süredir bunu da unutmuşum sanki... Oturdum bir banka, kulağımda kulaklıklarım tabi ki. Bir yandan üşüyorum bir yandan beynim açılıyor sanki... Taşlar yerine oturuyor, tekrar hatırlıyorum. Nedenler niçinler gidiyor kafamdan. Güzel bir rahatlamayla kalkıyorum banktan. Biliyorum bu emanet his gidecek içimden. Yine kendi kıyafetlerimi giyeceğim. Gereken sadece sabır ve gayret... Güzel günler yakında, hissedebiliyorum... Hatırlamam için üşümem gerekmiş !
12 Kasım 2013 Salı
Ne dediğini bir anlasam...
Efendim olmaz olmaz dememek lazım. Arkadaş hatırına yapılanlar vol 435663256. olarak dün akşam Mabel Matiz konserine gittim. 3 şarkısını biliyordum Zor Değil, Aşk Yok Olmaktır ki bunu Yıldız'ımdan biliyordum ve Sultan Süleyman ki bu da malum Sezen Aksu... Konserden sadece birkaç saat önce haberim olması nedeniyle, alel acele youtube'dan şarkılarını dinledim hani çok da fransız kalmayayım diye.1-2 şarkısını daha beğendim gibi oldu.
1 ay önce de gelmişti bu arkadaş buraya, bir de haftaya sanırım üniversitenin vize haftasıymış o yüzden katılım beklediğimden azdı. 19'da belirtilen konsere -tabiki 19'da konser mi olur? - 20:30 gibi çıktı. Dehşetengiz ergen arkadaşlarla dibdibe izledim konseri ya sabırlar çekerek.
Sorun şuydu ki ben şarkılarının çoğunu bilmiyorum ve dinlediğim şarkıları da anlayamıyorum. Adamın ağzından çıkan hiçbir kelimeyi anlamıyorum ! Daha önce sözlükte okumuştum canlı performansında dediğinin anlaşılmamasını, hakikaten öyle eğer şarkıyı bilmiyorsanız ne söyldiğini de bilmiyorsunuz. Sahnede yakşalık 1,5 saat kaldı ve hiç ara vermeden şarkılarını söyledi bitiridi. Etrafımdaki ergencanlar şarkı aralarında kendileri ile iletişim kurmasını istiyordu ama "teşekkürler" dışında hiçbir diyalog kurmadı. Zor Değil ve Aşk Yok Olmaktır'ı toplamda 2 kez dinledik. Bir ara çok sıkıldım tabi bunda ortamın havasız ve sıcak olmasının da etkisi vardı.
Performans olarak kötüydü diyemem... Ama çok iyi de diyemem. 10 üzerinden 5,5'tan 6, o da iyi niyetimden...
Bence Aşk Yok Olmaktır 'ı orijinalinden dinlemek daha güzel, daha samimi...
1 ay önce de gelmişti bu arkadaş buraya, bir de haftaya sanırım üniversitenin vize haftasıymış o yüzden katılım beklediğimden azdı. 19'da belirtilen konsere -tabiki 19'da konser mi olur? - 20:30 gibi çıktı. Dehşetengiz ergen arkadaşlarla dibdibe izledim konseri ya sabırlar çekerek.
Sorun şuydu ki ben şarkılarının çoğunu bilmiyorum ve dinlediğim şarkıları da anlayamıyorum. Adamın ağzından çıkan hiçbir kelimeyi anlamıyorum ! Daha önce sözlükte okumuştum canlı performansında dediğinin anlaşılmamasını, hakikaten öyle eğer şarkıyı bilmiyorsanız ne söyldiğini de bilmiyorsunuz. Sahnede yakşalık 1,5 saat kaldı ve hiç ara vermeden şarkılarını söyledi bitiridi. Etrafımdaki ergencanlar şarkı aralarında kendileri ile iletişim kurmasını istiyordu ama "teşekkürler" dışında hiçbir diyalog kurmadı. Zor Değil ve Aşk Yok Olmaktır'ı toplamda 2 kez dinledik. Bir ara çok sıkıldım tabi bunda ortamın havasız ve sıcak olmasının da etkisi vardı.
Performans olarak kötüydü diyemem... Ama çok iyi de diyemem. 10 üzerinden 5,5'tan 6, o da iyi niyetimden...
Bence Aşk Yok Olmaktır 'ı orijinalinden dinlemek daha güzel, daha samimi...
6 Kasım 2013 Çarşamba
Dünyadan uzak bir deli...
Geçen gün yine bir youtube gecemde Candancığımın "Beraber ve Solo Şarkılar" programında yaptığı düetleri dinliyordum. Nükhet Duru ile "Melankoli" düetini açtım.Şarkının sadece "beni sarar melankoliiiii" kısmını biliyordum. Candancığım söylediği için dikkat kesildim şarkı "Beni en güzel günümde/Sebepsiz bir keder alır..." diye başlıyor... Aha ben ! dedim önce. Hatta balık burcu bildiğin ! diye devam ettim... Bu şarkının sözlerini kesin bir balık burcu yazmış dedim sonra kim yazmış ne yapmış baktım. Bingo !
Söz yazarı Sabahattin Ali 1932'de Konya Hapishanesi'nde yazmış ve deli gibi aşık olduğu Ayşe Sıtkı'ya göndermiş... Bestelenirken Ali Kocatepe tarafından,son dize atlanmış...
Sabahattin Ali de 25 Şubat 1907'de doğmuş...In Turkish, balık burcu !
Nükhet Duru klasikleri içinde yer alsa da Candan'ın sesine de acaip yakışmış şarkı...
Sebepsiz bir keder alır.
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır.
Anlayamam kederimi,
Bir ateş yakar derimi,
İçim dar bulur yerimi,
Gönlüm dağlarda bunalır.
Ne kış, ne yazı isterim,
Ne bir dost yüzü isterim,
Hafif bir sızı isterim,
Ağrılar, sancılar gelir.
Yanıma düşer kollarım,
Görünmez olur yollarım,
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir...
Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli...
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür…
Ne bir dost yüzü isterim,
Hafif bir sızı isterim,
Ağrılar, sancılar gelir.
Yanıma düşer kollarım,
Görünmez olur yollarım,
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir...
Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli...
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür…
31 Ekim 2013 Perşembe
Bir Yıldız Tilbe kolay yetişmiyor !
Çok özel bir kadın ancak değerini gerçekten bilen insan sayısı konusunda şüpheliyim.Deli falan diyorlar ancak onunki dahilik derecesinde.Sırf yaptığı ilk 3 albüm ona sonsuza kadar saygı duymama yeter.
Biyografisi diskografisi falan her yerden bulabilirsiniz.Ben şimdi nacizane 5 güzel hareketini paylaşacağım...
1- Orkestraya ayar ; http://www.youtube.com/watch?v=08tB5v0WW3c
Bir türlü Yıldızımın sesine uyum sağlayamayan orkestrayı ters köşeye yatırarak "Sana Değer"den "Delalım"a geçiyor,sonra tekrar "Sana Değer"le devam ediyor en pes sesiyle...
2- İsmail Türüt'e ayar; http://www.youtube.com/watch?v=KGeMffD0hEc
Şimdi malumunuz İsmail Türüt'ün nasıl biri olduğunu biliyoruz. Yıldızım Türüt'ün programında "Caney caney caney işte meydaney" diye bildiğimiz türküye başlıyor.Ama ne başlamak !.. Türküye Kürtçe başlayınca İsmail Türüt'ün surat ifadesi, araya Türkçe ile girmeye çalışması ama Yıldızımın istifini bozmadan devam etmesi...
3-Bülent Ersoy'a ayar ;http://www.youtube.com/watch?v=uuZo6KdDAh4
Efendim,Divamız Bülentimize şu devirde laf söyleyebilmek şöyle dursun, bir incisi dökülmesin diye herkes el pençe divan duruyor karşısında. Yıldızım "kör şeytan"a kadar götürüyor işi !
4- "Benim adımı anan kişilerin, bana iffet dersi verenlerin benden iffetli olması gerekir"
http://www.youtube.com/watch?v=B9QjOSfVWfY
5- En sevdiğimi sona sakladım.Bir efsanedir bu ! Show tv'de sık sık gördüğümüz çiftlerin yanındaki şişman kız Seyhan'ın alakasız bir basın toplantısında ısrarla İbrahim Tatlıses ile ilgili soru sormasının ardından verdiği tarihi ayar; "...olmadığını biliyorsun..."
http://www.youtube.com/watch?v=XVDKuND4m4Y
28 Ekim 2013 Pazartesi
Ne masal ne rüya !
Nacizane yaklaşık 15 yıllık bir tenis izleyicisiyim.Hem oynamasını hem izlemesini en sevdiğim spordur tenis. İlk başlarda sadece denk geldiğimde izleyen ben,bir zaman sonra grand slam'leri kaçırmamaya başladım. Ardından "İpek Şenoğlu" ismi hayatıma girdi 2003 yılında ve onu takip edeceğim derken bir baktım ki ciddi bir tenis izleyicisi olmuşum...
Tenis ile tv'de ilk tanıştığımda saçları boncuklu bir çikilota tenli bir kızçe hatırlıyorum.Hakemden uyarı alıyordu saçındaki boncuklar düştüğü için...Spiker tenisçi ile ilgili bilgiler veriyordu ablası da tenisçi,şurayı kazandı burada şunu yaptı grand slam diyor ama ne demek hiçbir fikrim yok falan... Maçı rahat kazanmıştı. Belki saç modelinden, belki etkileyici oyunundan, belki de ilk kez tenis izleyip çok hoşuma gittiğinden çok sevmiştim o kızı,adı da Serena'ymış....15 senedir hayatımda Serena Williams, ablası ile 2000'lerin başındaki maçları efsane idi gözümde.Herkesi yenmeye başlayınca sıkıldım bir ara ondan ! Sonra sakatlandı döndü, sıkıldı koptu geri döndü, yine sakatlandı döndü, yakın bir tarihte ölümden döndü yine döndü.Döneminin tensiçileri ev kızı, torun torba sahibi oldu ancak o hala 1 numara...Kazanmadığı kupa, almadığı ödül kalmadı ve geçtiğimiz hafta ben canlı izleme fırsatı buldum ilk tenis aşkımı !
![]() |
| She's the best and on the top ! |
Organizasyonun 3. ve son senesiydi.İlk yılında okul,ikinci yıl bayram derken gidemeyip içimde kalmıştı bu sene ise işsiz dönemime denk geldi. Ya gidecektim ya da ömür boyu böyle bir fırsattan mahrum kalıp içimde ukte olacaktı...
Sürekli tv'den - netten izlediğim Li, Radwanska, Kerber, Kvitova, Azarenka, Errani, Jankovic'i canlı canlı izledim.Salonun atmosferi de eklenince tam bir peri masalı idi benim için. Gerçekten canlı izlemek çok farklı imiş.Mesela Serena tv'deki kadar iri değilmiş, keza Kvitova da.Radwanska'nın bacakları çöp gibi.Errani göründüğünden de kısaymış,Jankovic drama queen ve çok daha sempatikmiş...Tek sıkıcı olay Azarenka'nın sakatlanması oldu...
Tenisçiler korta çıkarlarkenki sesin ölçümü yapılsa Serena,tıpkı dünya sıralamasındaki gibi açık farkla birinci olurdu...
http://www.youtube.com/watch?v=1ZHa469f-vQ
Organizasyon için de bir şeyler söylemem şart. Hafta içi olmasına rağmen güzel bir kalabalık vardı Sinan Erdem'de...Çocukların ilgisi sevindirici idi. Salonun ışılandırması, atmosferi vs çok güzeldi. Ancak seyirci sayı olarak fazla olsa da kalite olarak maalesef çok düşük seviyede idi. Azımsanmayacak bir kısım fotoğraf çektirmek, check-in yapmak, Instagram profilini zenginleştirmek için gelmiş. Ne oyuncuları tanıyorlar ne temel kuralları biliyorlardı... Tenisin adab-ı muaşeretlerinden bihaberlerdi.Oyun içinde car car konuşanlar (ki etrafımdakileri bakışlarımla susturdum zaman zaman),oyunların ortasında kalkıp gitmeler, milyonlarca kez uyarılmasına rağmen flaşlı fotoğraf çekmeler... Tenis bizim kültürümüz için daha yeni tabi. Bu kadarına da şükür.
Bu organizayon eğer sorunsuz düzenlendiyse 3 senedir, yerli-yabancı bütün izleyiciler forumlarda,sosyal medyada mükemmel bir turnuva olduğunu yazdıysa, tenisçiler gerçekten memnun ayrıldıysa buradan teşekkür edilmesi gereken tek bir isim var.İpek Şenoğlu...En başından en sonuna kadar,organizasyonun alındığı günden bittiği güne kadar, her ince detayına varıncaya kadar onun emeği var.Perde arkasında yeterince çalışmasının yanı sıra sunuculuğu ile de kendini gösterdi.Geçen seneye göre çok daha iyi bir sunumu vardı. Kort içinde sunum yaparken, maç aralarında algıları sürekli açıktı en ufak bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmadı. Partneri ile uyumu da güzeldi.
İpek belki de tüm tensiçilerden daha fazla imza dağıttı :) Onun kıymetinin geç de olsa anlaşılması çok güzel.Cuma günü 4-5 kişilik bir grup İpek için pankart yapmışlar.İpek onlara teşekkür için saha içindeyken yakınına kadar gitti ve hepsine tek tek teşekkür edip imza verdi.Böyle de alçak gönüllüydü.Ha bir de acaip şıktı.Seyirciler arasındaki kokoş kadınların bile takdirini kazandı !
![]() |
| İpek Şenoğlu onun için pankart hazırlayan sevenlerinin yanına giderken! |
![]() |
| İpek Şenoğlu her maç arası şanslı hayranlarını kırmayarak imza dağıttı |
Bu şampiyonanın yanı sıra benim için özel olan başka ilkleri de vardı.Öncelikle ilk kez İstanbul içinde tek başıma bu kadar uzun bir yolculuk yaptım ki yer-yön duygusu hiç olmayan biriyim.Edirne gibi bir yerde kaybolma başarım var o derece ! Diğer ve asıl önemli şey ise 4-5 önce buz pateni sayesinde internetten tanıştığım, çok değerli bir insan olan Tolga ile birebir tanışma ve turnuvayı birlikte izleme imkanım oldu. Tolga'ya da buradan bir kez daha teşekkür edeyim bana eşlik ettiği için :)
En büyük teşekkür ise İpek'e ! Hem bu organizasyondaki emeği için hem de hediye biletleri için ! Tanışamadım yüz yüze, konuşamadım çok içimde kaldı ancak bu da olacak bir gün :)
![]() |
| Sinan Erdem'de bir garip tenis izleyicisiydim.Burada yüzümden okunmasa da aşırı mutluydum ! |
İstanbul'da geçirdiğim 2 gün boyunca bir hayalimin gerçekleşmesinin verdiği mutluluk o kadar iyi geldi ki ... Anlatılmaz bir his... Bu hissi Nisan ayında tekrar yaşarım umarım !
Etiketler:
Hayal,
İpek Şenoğlu,
İstanbul,
Serena Williams,
Sinan Erdem,
Spor,
Tenis,
YEC
23 Ekim 2013 Çarşamba
Kızılcıklar oldu mu?
Yine bir youtube akşamımda (ki dün geceye takabül ediyor bu) şarkılar arasında dolanırken kendimi The Cranberries'i dinlerken buldum. Şarkı ardına şarkı derken meğer ne kadar özlemişim !! Sesi "billur" kıvamında olmayan bayan vokallere olan afinitem sayesinde arada hafif abartılı da olsa Dolores O'Riordan ablanın sesini pek severim. Grubu, çıkış tarihinden çok daha sonra keşfettim. Küçükken abimin dinlediğini hatırlıyorum ama o zamanlar bana hitap etmiyordu. Sonra ben Amerika'yı yeniden keşfetttim ! 18-19 yaşımın belli dönemlerinin fon müziklerini oluşturdular. Odamda güzel (!) bir konser verdim ( gönül isterdi balkona çıkıp bağıra bağıra söyliyeyim ama henüz Türkiye buna hazır değil !) . Konserimin playlisti şu şekilde oldu ;
Animal instinct :http://www.youtube.com/watch?v=ky4CdN0x58A
Ode to my family : http://www.youtube.com/watch?v=Zz-DJr1Qs54
Promises : http://www.youtube.com/watch?v=hUFPooqKllA
Just my imagination : http://www.youtube.com/watch?v=SHoHIL2ABVQ
Linger : http://www.youtube.com/watch?v=G6Kspj3OO0s
Dreams : http://www.youtube.com/watch?v=Yam5uK6e-bQ
When you're gone : http://www.youtube.com/watch?v=RUmdWdEgHgk
Salvation: http://www.youtube.com/watch?v=KotlCEGNbh8
Fee fi fo : http://www.youtube.com/watch?v=9BV3YTATaBc
Zombie : (kapanışı tabiki bununla yapacaktım) : http://www.youtube.com/watch?v=6Ejga4kJUts
Azıcık olsa sesim güzel olaydı diye iç geçirdikten sonra İrlanda'nın bereketli topraklarına teşekkür ettim ! Bence siz de dinleyin bu şarkıları çoğğoşlar cidden !
Hamiş: Şarkı yarışmalarının alayında Dolores ablanın vokal tekniği deneniyor kızlarımız tarafından, denemeyin, yapmayın, olmuyor !
Animal instinct :http://www.youtube.com/watch?v=ky4CdN0x58A
Ode to my family : http://www.youtube.com/watch?v=Zz-DJr1Qs54
Promises : http://www.youtube.com/watch?v=hUFPooqKllA
Just my imagination : http://www.youtube.com/watch?v=SHoHIL2ABVQ
Linger : http://www.youtube.com/watch?v=G6Kspj3OO0s
Dreams : http://www.youtube.com/watch?v=Yam5uK6e-bQ
When you're gone : http://www.youtube.com/watch?v=RUmdWdEgHgk
Salvation: http://www.youtube.com/watch?v=KotlCEGNbh8
Fee fi fo : http://www.youtube.com/watch?v=9BV3YTATaBc
Zombie : (kapanışı tabiki bununla yapacaktım) : http://www.youtube.com/watch?v=6Ejga4kJUts
Azıcık olsa sesim güzel olaydı diye iç geçirdikten sonra İrlanda'nın bereketli topraklarına teşekkür ettim ! Bence siz de dinleyin bu şarkıları çoğğoşlar cidden !
Hamiş: Şarkı yarışmalarının alayında Dolores ablanın vokal tekniği deneniyor kızlarımız tarafından, denemeyin, yapmayın, olmuyor !
Etiketler:
Dolores O'riordan,
Müzik,
The Cranberries,
Zombie
19 Ekim 2013 Cumartesi
Anılar nereleri tırmalar ?...
Bu Kurban Bayramı ailemiz için bir ilk gerçekleşti ve ilk defa bayramda kendimiz için ufak bir gezi tertipledik. Hem çook uzun zamandır dördümüz bir arada bir şeyler yapamamıştık,hem de hepimizin 1 günlük bile olsa değişikliğe ihtiyacı vardı...Gönül isterdi ki daha uzun tatil yapalım ama işte vakit meselesi.1 gece 2 günümüz vardı ne yapalım ne edelim, nereye gidelim derken ailem biraz da benim aylardır sızlanmamı bahane edince rota olarak Edirne'de karar kıldık.Bayramın 1. günü rutinimizden sonra 2. günü sabah erkenden Edirne'yi ana hedef seçip ufak çaplı bir Trakya turu yaparak 3. gün akşamına döndük...
Mezuniyetin üzerinden 1 yıl geçmişti ve ben Edirne'ye gitmemiştim geçen sene Eylülden beri... Sürekli gitmek isteyip gidemediğimden dert yanarken, tv'de hala hava durumuna bakarken, her Edirne haberinde biraz da espriyle "ahhh memleketiiiim" derken pat diye kendimi Edirne'de buldum...
İlk başta şöyle bir his oluştu içimde. Her sene başı bizimkiler beni Edirne'ye getirir bırakır dönerlerdi.Sanki yine okul açılacakmış da,onlar beni bırakmaya gelmişler dönecekler gibi geldi.Sanki ben hiç gitmemişim, son 1 seneyi yaşamamışım gibi,belki de beynim böyle düşünmek istiyordu... Üzerine bir de hava kapalı ve bulutlu olunca düşündüğüm kadar sevinemedim. Bir burukluk oldu...
Edirne'de her şey aynıydı. Ayşe kadının oradaki kemancı bile aynı yerdeydi !! Değişmeyen en güzel şey ise oradayken hala içimdeki güven hissiydi... Saraçları boydan boya gezerken, Karaağaç'ta Meriç kenarında çay içerken, Limon'da kahvaltı ederken, Selimiye'nin oralarda dolanırken, Baca'nın, Megapark'ın, Kipa'nın önünden geçerken 6 senede biriken binlerce anı, an, kişiler, olaylar hepsi gözümün önüne gelip durdu.O zamanlar çok önemli zannetiğim şeylerin aslında bir hiç olduğu, o zamanlar umursamadığım şeylerin aslında ne kadar da önemli olduğunu düşündüm. İçimde biraz "keşke"ler, "biraz daha"lar, "iyi ki"ler , "aman aman"lar, "öyleydi böyleydi"ler derken hooop kafa iyice gitti tabi !..
Geçen 6 seneyi düşündüm, ardından son 1 senemi düşündüm... 7 sene önceki hayallerimi düşündüm ardından şimdikileri... Düşünceler için kaybolurken içimde oluşan tek his özlem'di. Evet Edirne'yi özlemişim ama gerçekten düşündüğüm kadar özlemiş miydim? Hayır ! Asıl özlediğim Edirne'deki hayatımdı, arkadaşlarımdı. Bunun zaten farkındaydım da... Arkadaşlarımı, dostlarımı çok daha fazla özlediğimi fark ettim. Evet telefon, internet bilmem ne sürekli iletişim halindeyiz, haberdarız ama işte yanındaymış, yakınındaymış gibi olmuyor ki !
Klişe olacak ancak bir şehri sevdiren içindekilermiş, bir kez daha anladım ! Belki kafam dağılır diye gittiğim geziden beynimi yiyerek döndüm !
Belki de önümü daha net görebilmem için geriye bakmamı sağlayan bu gezi iyi olmuştur.
Hayat devam ettiğine göre,geriye dönme imkanım olmadığına göre...önümüzdeki maçlara bakayım ben !
Ciao Edirne!
Mezuniyetin üzerinden 1 yıl geçmişti ve ben Edirne'ye gitmemiştim geçen sene Eylülden beri... Sürekli gitmek isteyip gidemediğimden dert yanarken, tv'de hala hava durumuna bakarken, her Edirne haberinde biraz da espriyle "ahhh memleketiiiim" derken pat diye kendimi Edirne'de buldum...
İlk başta şöyle bir his oluştu içimde. Her sene başı bizimkiler beni Edirne'ye getirir bırakır dönerlerdi.Sanki yine okul açılacakmış da,onlar beni bırakmaya gelmişler dönecekler gibi geldi.Sanki ben hiç gitmemişim, son 1 seneyi yaşamamışım gibi,belki de beynim böyle düşünmek istiyordu... Üzerine bir de hava kapalı ve bulutlu olunca düşündüğüm kadar sevinemedim. Bir burukluk oldu...
Edirne'de her şey aynıydı. Ayşe kadının oradaki kemancı bile aynı yerdeydi !! Değişmeyen en güzel şey ise oradayken hala içimdeki güven hissiydi... Saraçları boydan boya gezerken, Karaağaç'ta Meriç kenarında çay içerken, Limon'da kahvaltı ederken, Selimiye'nin oralarda dolanırken, Baca'nın, Megapark'ın, Kipa'nın önünden geçerken 6 senede biriken binlerce anı, an, kişiler, olaylar hepsi gözümün önüne gelip durdu.O zamanlar çok önemli zannetiğim şeylerin aslında bir hiç olduğu, o zamanlar umursamadığım şeylerin aslında ne kadar da önemli olduğunu düşündüm. İçimde biraz "keşke"ler, "biraz daha"lar, "iyi ki"ler , "aman aman"lar, "öyleydi böyleydi"ler derken hooop kafa iyice gitti tabi !..
Geçen 6 seneyi düşündüm, ardından son 1 senemi düşündüm... 7 sene önceki hayallerimi düşündüm ardından şimdikileri... Düşünceler için kaybolurken içimde oluşan tek his özlem'di. Evet Edirne'yi özlemişim ama gerçekten düşündüğüm kadar özlemiş miydim? Hayır ! Asıl özlediğim Edirne'deki hayatımdı, arkadaşlarımdı. Bunun zaten farkındaydım da... Arkadaşlarımı, dostlarımı çok daha fazla özlediğimi fark ettim. Evet telefon, internet bilmem ne sürekli iletişim halindeyiz, haberdarız ama işte yanındaymış, yakınındaymış gibi olmuyor ki !
Klişe olacak ancak bir şehri sevdiren içindekilermiş, bir kez daha anladım ! Belki kafam dağılır diye gittiğim geziden beynimi yiyerek döndüm !
Belki de önümü daha net görebilmem için geriye bakmamı sağlayan bu gezi iyi olmuştur.
Hayat devam ettiğine göre,geriye dönme imkanım olmadığına göre...önümüzdeki maçlara bakayım ben !
Ciao Edirne!
4 Ekim 2013 Cuma
Bir bakmışsın ki ...
Her şey kötü giderken,
Daha ne kadar kötü olabilir ki derken daha kötüsü olurken,
Başkalarını bırak,kendin bile kendini anlayamazken,
Artık önemi yok diyerek kendini kandırırken,
İmkansızı istediğini düşünürken,
Yeter artık hatta yetti artık derken,
Kendini savrulmuş hissederken,
Neyin önemli neyin önemsiz olduğunun önemi kalmamışken,
Etrafındaki duvarları yükseltip kalınlaştırmaya devam ederken,
Beklenmedik bir anda bir mesaj gelir...
Artık secret misali evrene mi bağlarsın olayı,teknolojiye mi, inanıyorsan Allah'a bağlarsın bilemem ama
O kara bulutları dağıtır, ya da kabak gibi duran güneşi ancak fark edersin !
O kadar kötü gelmemeye başlar hayat,
Geleceğe karşı içine bir Pollyanna kaçar,
Bu sefer olacak bile dersin !
Sonra yine kulağına kulağına üfler şeytan Firdevs'in kızı Bihter'e dediği gibi " Aptallık etme ! " ...
"Geçen sefer de böyle düşünmüştün, unuttun mu?"
Güzel bir hass..r çekip,tercih hakkımı Pollyanna'dan yana kullanıp, Heidi ile Peter misali Alplerde el ele koşacağım keçilerimin peşinden :) !
Daha ne kadar kötü olabilir ki derken daha kötüsü olurken,
Başkalarını bırak,kendin bile kendini anlayamazken,
Artık önemi yok diyerek kendini kandırırken,
İmkansızı istediğini düşünürken,
Yeter artık hatta yetti artık derken,
Kendini savrulmuş hissederken,
Neyin önemli neyin önemsiz olduğunun önemi kalmamışken,
Etrafındaki duvarları yükseltip kalınlaştırmaya devam ederken,
Beklenmedik bir anda bir mesaj gelir...
Artık secret misali evrene mi bağlarsın olayı,teknolojiye mi, inanıyorsan Allah'a bağlarsın bilemem ama
O kara bulutları dağıtır, ya da kabak gibi duran güneşi ancak fark edersin !
O kadar kötü gelmemeye başlar hayat,
Geleceğe karşı içine bir Pollyanna kaçar,
Bu sefer olacak bile dersin !
Sonra yine kulağına kulağına üfler şeytan Firdevs'in kızı Bihter'e dediği gibi " Aptallık etme ! " ...
"Geçen sefer de böyle düşünmüştün, unuttun mu?"
Güzel bir hass..r çekip,tercih hakkımı Pollyanna'dan yana kullanıp, Heidi ile Peter misali Alplerde el ele koşacağım keçilerimin peşinden :) !
22 Eylül 2013 Pazar
Yine yeni yeniden !
Yine yeni yeniden dershane yolları gözüktü bana,hayırlı olsun ! Bugün kaydoldum, haftaya bir lise bebesi gibi saf ve temiz duygularla tekrar dershaneye başlayacağım.Dershane ile bu sefer daha ciddiyetle ders çalışma maratonu başlıyor.Nisan ayında bu işin bitmesi lazım artık! Bu sefer farklı bir kuruma yazıldım öpmedik kuş bırakmamaya kararlıyım :) 26'ya doğru hızla koşarken,yaşıtlarım hayatlarını bir düzene sokmuşken,ben hala çırpınıyorum.Sanırım tek üzüldüğüm nokta bu !
Kayıttan eve döndükten sonra artık "eski" olan kaynaklarımı topladım,masamı ve dolapları boşaltmaya ihtiyacım vardı yenileri için.Derken bugün liseden beri temizlemek istediğim çalışma masamdaki dolapların ve çekmecelerin içini boşaltıp temizledim.Yüzlerce hatıra ile ... Hazırlıkta tuttuğum günlüğü okurken gül gül öldüm mesela :) Lise 1'de yazdığım denemeleri buldum, birkaç tane fotoğraf , doğum günü hediyesinin kartı vs... Bu temizliği yaparken de fon müziği olarak Evanescence'ın "Fallen" albümü çalmalıydı kesinlikle,albümün track list'ini hatta şarkıların sözlerinin çoğunu hatırlamam şaşırttı ki yıllardır dinlemiyordum ! Amy Lee posteri bile çıktı o kağıtların arasından :) Yine yeni yeniden liseye gitmiş kadar oldum.Lise yıllığına tekrar göz attım,bana yazılan write-up'ları orijinallerini bulup okudum.Pek acayipti ! Hatıra diye diye biriktirdiğim yığını güzelce ayıkladım değerlileri kenara ayrıdım.Hatıra diye sakladığım çöp yığınına 10 sene sonra kıydım nihayet ! Nedensiz bir rahatlama oldu içimde ...
10 sene önce ne kadar safmışım, her türlü !! Hem o halime üzüldüm,hem sevindim ... Özlediklerimi farkettim, ne kadar değişmedim desem de bayağı da değişmişim yahu ... O zamanlara göre daha çok düşünüyorum, daha az gülüyorum, insanlara kuşkuyla yaklaşıyorum, karşılıksız bir şey yapılmadığını biliyorum...
Okurken pek sevmezdim ama lise iyiymiş be !
Kayıttan eve döndükten sonra artık "eski" olan kaynaklarımı topladım,masamı ve dolapları boşaltmaya ihtiyacım vardı yenileri için.Derken bugün liseden beri temizlemek istediğim çalışma masamdaki dolapların ve çekmecelerin içini boşaltıp temizledim.Yüzlerce hatıra ile ... Hazırlıkta tuttuğum günlüğü okurken gül gül öldüm mesela :) Lise 1'de yazdığım denemeleri buldum, birkaç tane fotoğraf , doğum günü hediyesinin kartı vs... Bu temizliği yaparken de fon müziği olarak Evanescence'ın "Fallen" albümü çalmalıydı kesinlikle,albümün track list'ini hatta şarkıların sözlerinin çoğunu hatırlamam şaşırttı ki yıllardır dinlemiyordum ! Amy Lee posteri bile çıktı o kağıtların arasından :) Yine yeni yeniden liseye gitmiş kadar oldum.Lise yıllığına tekrar göz attım,bana yazılan write-up'ları orijinallerini bulup okudum.Pek acayipti ! Hatıra diye diye biriktirdiğim yığını güzelce ayıkladım değerlileri kenara ayrıdım.Hatıra diye sakladığım çöp yığınına 10 sene sonra kıydım nihayet ! Nedensiz bir rahatlama oldu içimde ...
10 sene önce ne kadar safmışım, her türlü !! Hem o halime üzüldüm,hem sevindim ... Özlediklerimi farkettim, ne kadar değişmedim desem de bayağı da değişmişim yahu ... O zamanlara göre daha çok düşünüyorum, daha az gülüyorum, insanlara kuşkuyla yaklaşıyorum, karşılıksız bir şey yapılmadığını biliyorum...
Okurken pek sevmezdim ama lise iyiymiş be !
17 Eylül 2013 Salı
Benim hala umudum var (mı ?)
Yine bir TUS yine bir hayal kırıklığı ... Bu seferki biraz can acıttı açıkçası. Aslında sınavdan çıktığım an biliyordum böyle olacağını. Diğer ikisinde beynim boş olarak girdiğimden üzülmemiştim de bu sefer biraz gayret gösterdiğimden mütevellit sıktı canımı. Sınavın açıklanmasının tek iyi yanı önümü daha net görmek oldu. Planı yaptık bakalım nolcak. New target : April '14 ...
Güzel günler, bizi bekler (mi ki ?) ...
Güzel günler, bizi bekler (mi ki ?) ...
16 Eylül 2013 Pazartesi
Aysel bu albümü dinlese ne derdi?
Çocukken -ki 90'lu yıllara denk gelir- tüm paramı kasete yatırabilirdim. Sadece 1 şarkısı için aldığım çok kaset oldu. Zaman ilerledi müzik kirlendi,ben büyüdüm zevklerim değişti derken aldığım albüm sayısı gitgide düştü. Bir albümü satın almam için ya çok sevdiğim bir şarkıcı yeni bir iş çıkartacak ya da cezbedici bir tribute albüm olacak.Tribute albümleri çok sevsem de ne hikmetse sevinç duygusu ile dinlemeye başladığım albüm, hayal kırıklığı ile bitiyor..Ya caaanım şarkılar yanlış düzenleme/yanlış solist talihsizliğine uğruyor ya da şarkı seçimleri konusunda aynı düşünmüyorum.Şu şarkılar varken neden bunlar olmuş diyebiliyorum
Aysel'im her türlü hayal kırıklığını bir araya getirmeyi başarmış bir "saygı/selam" albümü olmuş. Türk pop müziğinin en renkli ismi Aysel Gürel şu albümü dinlese okkalı bir küfür edeceğine adım gibi eminim ! Kadın, sözleriyle Türk popunun temelini oluşturmuş üzerine kaç kat çıkmış ancak albüm adına hiç yakışmamış.
İnsan bekliyor ki daha iyi bir play list, daha iyi düzenlemeler , şarkının hakkını vermeler ...
Sezen Aksu'yu çok sevsem de son yıllarda hızlıca düşen vokal performansı "Sır" değil. Böyle bir şarkıyı seçmesi risk idi ve bugüne kadar canlı olarak pek çok kez gösterdiği kötü performansını stüdyo kaydı ile perçinlemiş.
"1945" gibi gözümdeki efsaneyi Özülkü çifti el birliği ile mahvı perişan etmişler.Albümün açık ara en kötüsü.Razzie ödülümü veriyorum.
Ayşegül Aldinç nakaratlarda bilgisayara bağlıyor,lise sonda tanıştığım ve çok sevdiğim Ünzile'yi söylemeyen bir Aşkın Nur Yengi kalmıştı sağolsun yüzlerce şarkı arasından seçmiş ne iyi etmiş(!) , "Olacak olacak" ile Ayla Çelik olmasa da olurmuş,değişik bir şey deneyen tek isim Mabel Matiz olsa da maalesef kendisinin tarzı bana hitap etmiyor ve "Sultan Süleyman"ı Hürrem'den sonra bir kez daha üzdüğünü düşünüyorum. Ama bu şarkının seveni çok. Zevkler,renkler vs...
Hiçbir güç bana Ajda Pekkan'ın "Ayıpsın ayıp"ı bir kerede söyleyebildiğine inandıramaz, en az 3 ay sürmüştür kaydı. Ajda'cım biraz daha olgun olsan biraz yaşını kabullensen varya senden iyisi olmayacak. Aslında eli yüzü düzgün şarkılardan olmuş ama o şarkıyı yeni nesilden biri söyleyebilirdi pek ala !
Sertab Erener'in albümde yer aldığını duyunca eyvah hangi şarkı katledilecek,yine çok mu bağıracak diye içimi bir hüzün kaplamıştı ama korktuğum olmadı.Çok iyi demesem de albümde geçer notumu alan şarkılardan oldu.
Levent Yüksel ve Yaşar,seçtikleri şarkıları Levent Yüksel ve Yaşar şarkısı olarak söylemişler.Bu arada bu albümle birlikte Yaşar'ı özlediğimi farkettim.Kayboldu sanki? ya da ben takip edemiyorum eskisi gibi? mümkün...Geçer not versem de aradığım bu değil diyebilirim...
Ata Demirer "Sitem" ile iyi bir iş çıkarsa da arabesk dozunu azaltsaymış daha iyi olacakmış.
Bu kadar yerdikten sonra albümünü parasını karşılayan çalışmalardan bahsedeyim :) Albümü duyuran ve kendisinin doksanlar ve ikibin başlarındaki haline selam çakan, Firuze ile Tarkan risk almadan temiz temiz görevini yapmış. Fransızca olmasına rağmen ve tek kelime Fransızca bilmememe rağmen şarkıdaki duyguyu içimde hissettiren Yasmin Levy,bu albümün "Yıldız Tilbe -Aşkımı Sakla"sı Emre Altuğ-Ah mazi . Performans olarak en beğendiğim Emre Altuğ oldu.
Bu albümde Türk popunun ateşini yakan "Abone"nin olması gerekirdi diye düşünüyorum.Belki de albümdeki tüm şarkıcılar tarafından seslendirilerek konabilirdi."Seni istiyorum","Ne masal ne rüya" , "Hadi yine iyisin" , "Gözlerin su yeşili" , "Eğrisi doğrusu" , "Bırak ellerimi" , "Ziller ipler" olsaydı daha güzel olmaz mıydı demeden duramıyorum.
Onno Tunç ve Uzay Heparı'nın tribute'leri kadar kötü olmasa da çok daha iyisi olabilirdi.
Etiketler:
90'lar,
Aysel Gürel,
Emre Altuğ,
Levent Yüksel,
Mabel Matiz,
Sezen Aksu,
Tarkan,
Tribute
Milyonlarca kuştuk,kuştunuz,kuştular...
En bi sevdiğim Candan'ımın albümü haziran başında çıktı ancak ben daha bugün dinleyebildim ilk kez.Yeni blogumun ilk konuğu olmak da ona yakışır!
Her Candan albümü ayrı heyecan yaratır bende !İlk çıktığından beri takip etsemde ilk 3 albümünde yaşça küçük olmaktan mütevellit değerini daha sonraki yıllarda anlamıştım.Hazırım,Çapkın,Elbette ... Bu 3 albümdeki Mete Özgencil işbirliği sayesinde azımsanmayacak bir hayran kitlesi elde etti ve bu kitlenin azımsanmayacak kısmı yıllar içerisinde kemikleşti.Bunda Candan'ın magazinden uzak durması , az ve öz verdiği röportajlarda sergilediği güçlü kadın imajının önemi yadsınamaz.
Elbette albümünden sonra Candan ile Mete Özgencil arasına kara kedi girdi ve ortaklık bitti.Bu Candan için bir milat olacaktı Mete'den önce, Mete'den sonra ...
Bu ayrılık sonrası merakla beklenen "Neden" albümü beklentileri çok karşılamasa da kemik kitle tarafından kabul gördü,dinlendikçe sevildi.Belki de Candan'ın kendini bulmaya çalıştığı bir albüm oldu.Bu albümle birlikte klip orucuna girdi Candan. Aylarca hiçbir şarkıya klip çekilmedi ve bundan sonraki albümlerde de uzun zaman klip çekmedi.
Ara albüm olarak nitelediği, Fransızca meşhur şansonları yeniden düzenleyip söylediği bir çalışmayı, ardından Neden'in remixini çıkardı.Neden'den 3 yıl sonra "Melek" ile karşımıza çıktı Candan. Dolu bir albümdü.Ortalığı kasıp kavurmadı ancak kitlesini kemikleştiren albüm bence bu oldu.
1-2 senelik aralarla albüm çıkartan Candan,ilk albümden beri gelen remix alışkanlığına devam etti ardından Türk-Yunan ortak şarkılarından bir ara albüm çıkardı sonra sustu.Uzun bir sessizliğe büründü.Her yaz yeni albüm haberi çıktı ancak devamı gelmedi.
Uzun süren sessizliğini "Kırık Kalpler Durağı" ile bozdu nihayet.5 sene olmuştu önceki albümden beri...Bu albüm genel görüş olarak ilk etapta bu kadar uzun aradan sonra çıkmasına rağmen "olmamıştı" ancak cefakar Candanseverler tabiki bağırlarına basmışlardı.Neden ve Melek'te içten içe söylenen ancak sesli dile getirilmeyen "Candan eski Candan değil artık" argümanı artık sesli söylenmeye başlandı.Bunda en büyük etken her albümün bir öncekinden daha nasihat dolu olmasıydı belki de."Ben çok gördüm,geçirdim" duruşunun sözlere yansıması rahatsız edici olmaya başladı kimileri için.Bu albüm benim için dinlendikçe değerlenen bir albüm oldu.Kader, Git, Nedense sustum, Bahar gibi "Candan hitleri" beni susturuyordu.
Şimdi gelelim asıl meseleye,kısa bir giriş yapayım derken elime yüzüme bulaştırdım :) Albümü yorumlayayım derken neredeyse Candan biyografisi yazacaktım...4 yıla yakın bekledim gerçek bir albüm için -arada yine bir ara albüm çıkardı-ve milyonlarca kuş nihayet geldi kondu.Tus bilmem ne derken erteledim albümü dinlemeyi.Candan yeni albüm çıkardığında ritüelim; rahat kafayla ilk dinleyişte kartoneti elime alıp oradan tek tek şarkıları takip etmektir.Belki de bu yüzden erteledim kafamın rahat olmasını bekledim ya da, ya olmamışsa fikri uzak tuttu,belki de ikisi de....
Özgencil ile yollar ayrıldıktan sonra çıkan albümlerde gittikçe artan Candan Erçetin etkinliği bu albümde doruğa ulaşmış.14 şarkının 10 tanesinde sözler Candan'a ait, 5 şarkı da ise müzik ile karşımızda.Sözler nasihat dolu yine,bu da dinlenilirliği azaltıyor.Bugün 3-4 kez dinledim.Ancak istediğim tadı yakalayamadım.Bu,bu ara ağzımın tadının gerçekten olmayışından mı yoksa albümün tadının olmayışından mı ayrımını henüz yapamadım.Tek dikkatimi çeken şarkının sözlerinin Nazım Hikmet'e ait olması ise düşündürücü.Alper Erinç düzenlemelerini sevsem de başka isimler de denemeli Candan.Bir cover olsun,bir aranjman olsun,bir balkan melodisi,bir aman boşver hayatını yaşa şarkısı olsun şeklindeki formül ise bu albümde olmamış.Ben kendimi biliyorum,dinledikçe daha çok seveceğim şarkıları ama bir Elbette olamayacak gibi duruyor.
"Korkarım bu albüm cd kaydıyla buluştuğumuz son albüm olacak.." demiş.Bundan sonra Candan için en iyi yol tek tek şarkı yapıp yayınlamak olmalı.Değişik isimlerle çalışmayı denemeli.
Milyonlarca Kuştuk uzun zamandır beklediğim ama aradığımı bulamadığım ilk Candan albümü olarak kayıtlara geçebilir! Umarım fikrim değişir dinledikçe...
Her Candan albümü ayrı heyecan yaratır bende !İlk çıktığından beri takip etsemde ilk 3 albümünde yaşça küçük olmaktan mütevellit değerini daha sonraki yıllarda anlamıştım.Hazırım,Çapkın,Elbette ... Bu 3 albümdeki Mete Özgencil işbirliği sayesinde azımsanmayacak bir hayran kitlesi elde etti ve bu kitlenin azımsanmayacak kısmı yıllar içerisinde kemikleşti.Bunda Candan'ın magazinden uzak durması , az ve öz verdiği röportajlarda sergilediği güçlü kadın imajının önemi yadsınamaz.
Elbette albümünden sonra Candan ile Mete Özgencil arasına kara kedi girdi ve ortaklık bitti.Bu Candan için bir milat olacaktı Mete'den önce, Mete'den sonra ...
Bu ayrılık sonrası merakla beklenen "Neden" albümü beklentileri çok karşılamasa da kemik kitle tarafından kabul gördü,dinlendikçe sevildi.Belki de Candan'ın kendini bulmaya çalıştığı bir albüm oldu.Bu albümle birlikte klip orucuna girdi Candan. Aylarca hiçbir şarkıya klip çekilmedi ve bundan sonraki albümlerde de uzun zaman klip çekmedi.
Ara albüm olarak nitelediği, Fransızca meşhur şansonları yeniden düzenleyip söylediği bir çalışmayı, ardından Neden'in remixini çıkardı.Neden'den 3 yıl sonra "Melek" ile karşımıza çıktı Candan. Dolu bir albümdü.Ortalığı kasıp kavurmadı ancak kitlesini kemikleştiren albüm bence bu oldu.
1-2 senelik aralarla albüm çıkartan Candan,ilk albümden beri gelen remix alışkanlığına devam etti ardından Türk-Yunan ortak şarkılarından bir ara albüm çıkardı sonra sustu.Uzun bir sessizliğe büründü.Her yaz yeni albüm haberi çıktı ancak devamı gelmedi.
Uzun süren sessizliğini "Kırık Kalpler Durağı" ile bozdu nihayet.5 sene olmuştu önceki albümden beri...Bu albüm genel görüş olarak ilk etapta bu kadar uzun aradan sonra çıkmasına rağmen "olmamıştı" ancak cefakar Candanseverler tabiki bağırlarına basmışlardı.Neden ve Melek'te içten içe söylenen ancak sesli dile getirilmeyen "Candan eski Candan değil artık" argümanı artık sesli söylenmeye başlandı.Bunda en büyük etken her albümün bir öncekinden daha nasihat dolu olmasıydı belki de."Ben çok gördüm,geçirdim" duruşunun sözlere yansıması rahatsız edici olmaya başladı kimileri için.Bu albüm benim için dinlendikçe değerlenen bir albüm oldu.Kader, Git, Nedense sustum, Bahar gibi "Candan hitleri" beni susturuyordu.
Şimdi gelelim asıl meseleye,kısa bir giriş yapayım derken elime yüzüme bulaştırdım :) Albümü yorumlayayım derken neredeyse Candan biyografisi yazacaktım...4 yıla yakın bekledim gerçek bir albüm için -arada yine bir ara albüm çıkardı-ve milyonlarca kuş nihayet geldi kondu.Tus bilmem ne derken erteledim albümü dinlemeyi.Candan yeni albüm çıkardığında ritüelim; rahat kafayla ilk dinleyişte kartoneti elime alıp oradan tek tek şarkıları takip etmektir.Belki de bu yüzden erteledim kafamın rahat olmasını bekledim ya da, ya olmamışsa fikri uzak tuttu,belki de ikisi de....
Özgencil ile yollar ayrıldıktan sonra çıkan albümlerde gittikçe artan Candan Erçetin etkinliği bu albümde doruğa ulaşmış.14 şarkının 10 tanesinde sözler Candan'a ait, 5 şarkı da ise müzik ile karşımızda.Sözler nasihat dolu yine,bu da dinlenilirliği azaltıyor.Bugün 3-4 kez dinledim.Ancak istediğim tadı yakalayamadım.Bu,bu ara ağzımın tadının gerçekten olmayışından mı yoksa albümün tadının olmayışından mı ayrımını henüz yapamadım.Tek dikkatimi çeken şarkının sözlerinin Nazım Hikmet'e ait olması ise düşündürücü.Alper Erinç düzenlemelerini sevsem de başka isimler de denemeli Candan.Bir cover olsun,bir aranjman olsun,bir balkan melodisi,bir aman boşver hayatını yaşa şarkısı olsun şeklindeki formül ise bu albümde olmamış.Ben kendimi biliyorum,dinledikçe daha çok seveceğim şarkıları ama bir Elbette olamayacak gibi duruyor.
"Korkarım bu albüm cd kaydıyla buluştuğumuz son albüm olacak.." demiş.Bundan sonra Candan için en iyi yol tek tek şarkı yapıp yayınlamak olmalı.Değişik isimlerle çalışmayı denemeli.
Milyonlarca Kuştuk uzun zamandır beklediğim ama aradığımı bulamadığım ilk Candan albümü olarak kayıtlara geçebilir! Umarım fikrim değişir dinledikçe...
15 Eylül 2013 Pazar
Herkese merhaba !
Can sıkıntısı insana farklı şeyler yaptırabiliyor.Yüzyılardır aklımda olan ancak bir türlü vakit bulamadığım daha doğrusu kafamı toparlayamadığım için erindiğim bir şeyi hayata geçiriyorum.Blog modası modası geçse de tumblr vs çıksa da maksat muhabbet olsun.Arada üç-beş şey paylaşsam birkaç insan okusa ne ala!
İçerik olarak bir şey belirlemedim.Tek bildiğim kişisel bir blog olacağı!
Can sıkıntısı insana farklı şeyler yaptırabiliyor.Yüzyılardır aklımda olan ancak bir türlü vakit bulamadığım daha doğrusu kafamı toparlayamadığım için erindiğim bir şeyi hayata geçiriyorum.Blog modası modası geçse de tumblr vs çıksa da maksat muhabbet olsun.Arada üç-beş şey paylaşsam birkaç insan okusa ne ala!
İçerik olarak bir şey belirlemedim.Tek bildiğim kişisel bir blog olacağı!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





