31 Ekim 2013 Perşembe

Bir Yıldız Tilbe kolay yetişmiyor !



Çok özel bir kadın ancak değerini gerçekten bilen insan sayısı konusunda şüpheliyim.Deli falan diyorlar ancak onunki dahilik derecesinde.Sırf yaptığı ilk 3 albüm ona sonsuza kadar saygı duymama yeter.

Biyografisi diskografisi falan her yerden bulabilirsiniz.Ben şimdi nacizane 5 güzel hareketini paylaşacağım...

1- Orkestraya ayar ;  http://www.youtube.com/watch?v=08tB5v0WW3c

Bir türlü Yıldızımın sesine uyum sağlayamayan orkestrayı ters köşeye yatırarak "Sana Değer"den "Delalım"a geçiyor,sonra tekrar "Sana Değer"le devam ediyor en pes sesiyle...

2- İsmail Türüt'e ayar; http://www.youtube.com/watch?v=KGeMffD0hEc

Şimdi malumunuz İsmail Türüt'ün nasıl biri olduğunu biliyoruz. Yıldızım Türüt'ün programında "Caney caney caney işte meydaney" diye bildiğimiz türküye başlıyor.Ama ne başlamak !.. Türküye Kürtçe başlayınca İsmail Türüt'ün surat ifadesi, araya Türkçe ile girmeye çalışması ama Yıldızımın istifini bozmadan devam etmesi...

3-Bülent Ersoy'a ayar ;http://www.youtube.com/watch?v=uuZo6KdDAh4

Efendim,Divamız Bülentimize şu devirde laf söyleyebilmek şöyle dursun, bir incisi dökülmesin diye herkes el pençe divan duruyor karşısında. Yıldızım "kör şeytan"a kadar götürüyor işi !

4- "Benim adımı anan kişilerin, bana iffet dersi verenlerin benden iffetli olması gerekir"
http://www.youtube.com/watch?v=B9QjOSfVWfY

5- En sevdiğimi sona sakladım.Bir efsanedir bu ! Show tv'de sık sık gördüğümüz çiftlerin yanındaki şişman kız Seyhan'ın alakasız bir basın toplantısında ısrarla İbrahim Tatlıses ile ilgili soru sormasının ardından verdiği tarihi ayar; "...olmadığını biliyorsun..."

http://www.youtube.com/watch?v=XVDKuND4m4Y

28 Ekim 2013 Pazartesi

Ne masal ne rüya !





Nacizane yaklaşık 15 yıllık bir tenis izleyicisiyim.Hem oynamasını hem izlemesini en sevdiğim spordur tenis. İlk başlarda sadece denk geldiğimde izleyen ben,bir zaman sonra grand slam'leri kaçırmamaya başladım. Ardından "İpek Şenoğlu" ismi hayatıma girdi 2003 yılında ve onu takip edeceğim derken bir baktım ki ciddi bir tenis izleyicisi olmuşum...

Tenis ile tv'de ilk tanıştığımda saçları boncuklu bir çikilota tenli bir kızçe hatırlıyorum.Hakemden uyarı alıyordu saçındaki boncuklar düştüğü için...Spiker tenisçi ile ilgili bilgiler veriyordu ablası da tenisçi,şurayı kazandı burada şunu yaptı grand slam diyor ama ne demek hiçbir fikrim yok falan... Maçı rahat kazanmıştı. Belki saç modelinden, belki etkileyici oyunundan, belki de ilk kez tenis izleyip çok hoşuma gittiğinden çok sevmiştim o kızı,adı da Serena'ymış....15 senedir hayatımda Serena Williams, ablası ile 2000'lerin başındaki maçları efsane idi gözümde.Herkesi yenmeye başlayınca sıkıldım bir ara ondan ! Sonra sakatlandı döndü, sıkıldı koptu geri döndü, yine sakatlandı döndü, yakın bir tarihte ölümden döndü yine döndü.Döneminin tensiçileri ev kızı, torun torba sahibi oldu ancak o hala 1 numara...Kazanmadığı kupa, almadığı ödül kalmadı ve geçtiğimiz hafta ben canlı izleme fırsatı buldum ilk tenis aşkımı !
She's the best and on the top !

Organizasyonun 3. ve son senesiydi.İlk yılında okul,ikinci yıl bayram derken gidemeyip içimde kalmıştı bu sene ise işsiz dönemime denk geldi. Ya gidecektim ya da ömür boyu böyle bir fırsattan mahrum kalıp içimde ukte olacaktı...

Sürekli tv'den - netten izlediğim Li, Radwanska, Kerber, Kvitova, Azarenka, Errani, Jankovic'i canlı canlı izledim.Salonun atmosferi de eklenince tam bir peri masalı idi benim için. Gerçekten canlı izlemek çok farklı imiş.Mesela Serena tv'deki kadar iri değilmiş, keza Kvitova da.Radwanska'nın bacakları çöp gibi.Errani göründüğünden de kısaymış,Jankovic drama queen ve çok daha sempatikmiş...Tek sıkıcı olay Azarenka'nın sakatlanması oldu...

Tenisçiler korta çıkarlarkenki sesin ölçümü yapılsa Serena,tıpkı dünya sıralamasındaki gibi açık farkla birinci olurdu...

http://www.youtube.com/watch?v=1ZHa469f-vQ

Organizasyon için de bir şeyler söylemem şart. Hafta içi olmasına rağmen güzel bir kalabalık vardı Sinan Erdem'de...Çocukların ilgisi sevindirici idi. Salonun ışılandırması, atmosferi vs çok güzeldi. Ancak seyirci sayı olarak fazla olsa da kalite olarak maalesef çok düşük seviyede idi. Azımsanmayacak bir kısım fotoğraf çektirmek, check-in yapmak, Instagram profilini zenginleştirmek için gelmiş. Ne oyuncuları tanıyorlar ne temel kuralları biliyorlardı... Tenisin adab-ı muaşeretlerinden bihaberlerdi.Oyun içinde car car konuşanlar (ki etrafımdakileri bakışlarımla susturdum zaman zaman),oyunların ortasında kalkıp gitmeler, milyonlarca kez uyarılmasına rağmen flaşlı fotoğraf çekmeler... Tenis bizim kültürümüz için daha yeni tabi. Bu kadarına da şükür.

Bu organizayon eğer sorunsuz düzenlendiyse 3 senedir, yerli-yabancı bütün izleyiciler forumlarda,sosyal medyada mükemmel bir turnuva olduğunu yazdıysa, tenisçiler gerçekten memnun ayrıldıysa buradan teşekkür edilmesi gereken tek bir isim var.İpek Şenoğlu...En başından en sonuna kadar,organizasyonun alındığı günden bittiği güne kadar, her ince detayına varıncaya kadar onun emeği var.Perde arkasında yeterince çalışmasının yanı sıra sunuculuğu ile de kendini gösterdi.Geçen seneye göre çok daha iyi bir sunumu vardı. Kort içinde sunum yaparken, maç aralarında algıları sürekli açıktı en ufak bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmadı. Partneri ile uyumu da güzeldi.

İpek belki de tüm tensiçilerden daha fazla imza dağıttı :) Onun kıymetinin geç de olsa anlaşılması çok güzel.Cuma günü 4-5 kişilik bir grup İpek için pankart yapmışlar.İpek onlara teşekkür için saha içindeyken yakınına kadar gitti ve hepsine tek tek teşekkür edip imza verdi.Böyle de alçak gönüllüydü.Ha bir de acaip şıktı.Seyirciler arasındaki kokoş kadınların bile takdirini kazandı !

İpek Şenoğlu onun için pankart hazırlayan sevenlerinin yanına giderken!

İpek Şenoğlu her maç arası şanslı hayranlarını kırmayarak imza dağıttı

Bu şampiyonanın yanı sıra benim için özel olan başka ilkleri de vardı.Öncelikle ilk kez İstanbul içinde tek başıma bu kadar uzun bir yolculuk yaptım ki yer-yön duygusu hiç olmayan biriyim.Edirne gibi bir yerde kaybolma başarım var o derece ! Diğer ve asıl önemli şey ise 4-5 önce buz pateni sayesinde internetten tanıştığım, çok değerli bir insan olan Tolga ile birebir tanışma ve turnuvayı birlikte izleme imkanım oldu. Tolga'ya da buradan bir kez daha teşekkür edeyim bana eşlik ettiği için :)

En büyük teşekkür ise İpek'e ! Hem bu organizasyondaki emeği için hem de hediye biletleri için ! Tanışamadım yüz yüze, konuşamadım çok içimde kaldı ancak bu da olacak bir gün :)

Sinan Erdem'de bir garip tenis izleyicisiydim.Burada yüzümden okunmasa da aşırı mutluydum !

İstanbul'da geçirdiğim 2 gün boyunca bir hayalimin gerçekleşmesinin verdiği mutluluk o kadar iyi geldi ki ... Anlatılmaz bir his... Bu hissi Nisan ayında tekrar yaşarım umarım !

23 Ekim 2013 Çarşamba

Kızılcıklar oldu mu?

Yine bir youtube akşamımda (ki dün geceye takabül ediyor bu) şarkılar arasında dolanırken kendimi The Cranberries'i dinlerken buldum. Şarkı ardına şarkı derken meğer ne kadar özlemişim !! Sesi "billur" kıvamında olmayan bayan vokallere olan afinitem sayesinde arada hafif abartılı da olsa Dolores O'Riordan ablanın sesini pek severim. Grubu, çıkış tarihinden çok daha sonra keşfettim. Küçükken abimin dinlediğini hatırlıyorum ama o zamanlar bana hitap etmiyordu. Sonra ben Amerika'yı yeniden keşfetttim ! 18-19 yaşımın belli dönemlerinin fon müziklerini oluşturdular. Odamda güzel (!) bir konser verdim ( gönül isterdi balkona çıkıp bağıra bağıra söyliyeyim ama henüz Türkiye buna hazır değil !) . Konserimin playlisti şu şekilde oldu ;

Animal instinct :http://www.youtube.com/watch?v=ky4CdN0x58A

Ode to my family : http://www.youtube.com/watch?v=Zz-DJr1Qs54

Promises : http://www.youtube.com/watch?v=hUFPooqKllA

Just my imagination : http://www.youtube.com/watch?v=SHoHIL2ABVQ

Linger : http://www.youtube.com/watch?v=G6Kspj3OO0s

Dreams : http://www.youtube.com/watch?v=Yam5uK6e-bQ

When you're gone : http://www.youtube.com/watch?v=RUmdWdEgHgk

Salvation: http://www.youtube.com/watch?v=KotlCEGNbh8

Fee fi fo : http://www.youtube.com/watch?v=9BV3YTATaBc

Zombie : (kapanışı tabiki bununla yapacaktım) : http://www.youtube.com/watch?v=6Ejga4kJUts

Azıcık olsa sesim güzel olaydı diye iç geçirdikten sonra İrlanda'nın bereketli topraklarına teşekkür ettim ! Bence siz de dinleyin bu şarkıları çoğğoşlar cidden !

Hamiş: Şarkı yarışmalarının alayında Dolores ablanın vokal tekniği deneniyor kızlarımız tarafından, denemeyin, yapmayın, olmuyor !


19 Ekim 2013 Cumartesi

Anılar nereleri tırmalar ?...

Bu Kurban Bayramı ailemiz için bir ilk gerçekleşti ve ilk defa bayramda kendimiz için ufak bir gezi tertipledik. Hem çook uzun zamandır dördümüz bir arada bir şeyler yapamamıştık,hem de hepimizin 1 günlük bile olsa değişikliğe ihtiyacı vardı...Gönül isterdi ki daha uzun tatil yapalım ama işte vakit meselesi.1 gece 2 günümüz vardı ne yapalım ne edelim, nereye gidelim derken ailem biraz da benim aylardır sızlanmamı bahane edince rota olarak Edirne'de karar kıldık.Bayramın 1. günü rutinimizden sonra 2. günü sabah erkenden Edirne'yi ana hedef seçip ufak çaplı bir Trakya turu yaparak 3. gün akşamına döndük...

Mezuniyetin üzerinden 1 yıl geçmişti ve ben Edirne'ye gitmemiştim geçen sene Eylülden beri... Sürekli gitmek isteyip gidemediğimden dert yanarken, tv'de hala hava durumuna bakarken, her Edirne haberinde biraz da espriyle "ahhh memleketiiiim" derken pat diye kendimi Edirne'de buldum...

İlk başta şöyle bir his oluştu içimde. Her sene başı bizimkiler beni Edirne'ye getirir bırakır dönerlerdi.Sanki yine okul açılacakmış da,onlar beni bırakmaya gelmişler dönecekler gibi geldi.Sanki ben hiç gitmemişim, son 1 seneyi yaşamamışım gibi,belki de beynim böyle düşünmek istiyordu... Üzerine bir de hava kapalı ve bulutlu olunca düşündüğüm kadar sevinemedim. Bir burukluk oldu...

Edirne'de her şey aynıydı. Ayşe kadının oradaki kemancı bile aynı yerdeydi !! Değişmeyen en güzel şey ise oradayken hala içimdeki güven hissiydi... Saraçları boydan boya gezerken, Karaağaç'ta Meriç kenarında çay içerken, Limon'da kahvaltı ederken, Selimiye'nin oralarda dolanırken, Baca'nın, Megapark'ın, Kipa'nın önünden geçerken 6 senede biriken binlerce anı, an, kişiler, olaylar hepsi gözümün önüne gelip durdu.O zamanlar çok önemli zannetiğim şeylerin aslında bir hiç olduğu, o zamanlar umursamadığım şeylerin aslında ne kadar da önemli olduğunu düşündüm. İçimde biraz "keşke"ler, "biraz daha"lar, "iyi ki"ler , "aman aman"lar, "öyleydi böyleydi"ler derken hooop kafa iyice gitti tabi !..

Geçen 6 seneyi düşündüm, ardından son 1 senemi düşündüm... 7 sene önceki hayallerimi düşündüm ardından şimdikileri... Düşünceler için kaybolurken içimde oluşan tek his özlem'di. Evet Edirne'yi özlemişim ama gerçekten düşündüğüm kadar özlemiş miydim? Hayır ! Asıl özlediğim Edirne'deki hayatımdı, arkadaşlarımdı. Bunun zaten farkındaydım da... Arkadaşlarımı, dostlarımı çok daha fazla özlediğimi fark ettim. Evet telefon, internet bilmem ne sürekli iletişim halindeyiz, haberdarız ama işte yanındaymış, yakınındaymış gibi olmuyor ki !

Klişe olacak ancak bir şehri sevdiren içindekilermiş, bir kez daha anladım ! Belki kafam dağılır diye gittiğim geziden beynimi yiyerek döndüm !

Belki de önümü daha net görebilmem için geriye bakmamı sağlayan bu gezi iyi olmuştur.

Hayat devam ettiğine göre,geriye dönme imkanım olmadığına göre...önümüzdeki maçlara bakayım ben !

Ciao Edirne!

4 Ekim 2013 Cuma

Bir bakmışsın ki ...

Her şey kötü giderken,
Daha ne kadar kötü olabilir ki derken daha kötüsü olurken,
Başkalarını bırak,kendin bile kendini anlayamazken,
Artık önemi yok diyerek kendini kandırırken,
İmkansızı istediğini düşünürken,
Yeter artık hatta yetti artık derken,
Kendini savrulmuş hissederken,
Neyin önemli neyin önemsiz olduğunun önemi kalmamışken,
Etrafındaki duvarları yükseltip kalınlaştırmaya devam ederken,
Beklenmedik bir anda bir mesaj gelir...
Artık secret misali evrene mi bağlarsın olayı,teknolojiye mi, inanıyorsan Allah'a bağlarsın bilemem ama
O kara bulutları dağıtır, ya da kabak gibi duran güneşi ancak fark edersin !
O kadar kötü gelmemeye başlar hayat,
Geleceğe karşı içine bir Pollyanna kaçar,
Bu sefer olacak bile dersin !
Sonra yine kulağına kulağına üfler şeytan Firdevs'in kızı Bihter'e dediği gibi " Aptallık etme ! " ...
"Geçen sefer de böyle düşünmüştün, unuttun mu?"

Güzel bir hass..r çekip,tercih hakkımı Pollyanna'dan yana kullanıp, Heidi ile Peter misali Alplerde el ele koşacağım keçilerimin peşinden :) !